ÇUBUKLU PARSEL 28

Tipolojileri Zorlamak

Bu projenin özü, mümkün olabilecek fonksiyonel kullanımlar ile ilgili olarak yapılan proje değerlendirmelerine müdahil olmamızla beraber zaman içinde gelişip evrilmiştir. Bir yanı İstanbul’un uzaklardan görünen finans merkezine ve Boğaz’a doğru bakarken, diğer yanı hemen bitişiğindeki otoyolu gören bir tepenin başında yer alan, dikkat çekici konumu itibariyle bu proje, bulunduğu lokasyonda önemli bir yere sahiptir. Bu anlamda son derece göze çarpan bir konumda yer almakla beraber, güney ve güneybatı yönlerinde uzanan sarp yamaçlar bu lokasyonu topoğrafik açıdan oldukça zorlu şartların hakim olduğu bir yer haline getirmektedir. 120 metre gibi küçük bir mesafede tam 24 metrelik bir kot farkı bulunmakta ve bu durum, arazinin güney yakasında uzanan gürültülü otoyolun varlığı ile birleşerek oldukça ilginç bir tasarım sorunu olarak karşımıza çıkmıştır.

Söz konusu arazi, ulaştırma bakanlığı tarafından arazilerin istimlak edildiği Riva otoyolunun tasarım kapsamında gerçekleştirilen planlama süreçlerinden sonra arada kalmış olan bir tepede yer alan, tuhaf bir arazi şerididir. Kuzey ve kuzeybatı yönlerinde şehir merkezi ile Boğaz’a doğru bakan muazzam bir manzara sunmakta, güney tarafında ise Çubuklu Vadi ormanlarına doğru bakan, aynı muazzamlıkta bir manzarası bulunmaktadır. Tek olumsuz yönü güney manzarasının oldukça gürültülü ve yoğun otoyol tarafından sekteye uğratılarak arazinin güney kenarı boyunca yer alan dış yaşam alanlarının tasarımını zorlaştırmasıdır.

İmar planlamasında bu arazi için belirlenen kullanım fonksiyonları kapsamında, zemin kat için ticari kullanım, azami 5 kat ile sınırlı olan üst katların ise konut amaçlı kullanılması öngörülmüştür. Toplam FAR ile ilgili herhangi bir sınırlama bulunmamakla beraber, daha ziyade yükseklik ve arazinin inşaata elverişli alanını tanımlayan bloklar arasındaki mesafelerle ilgili sınırlamalar konmuştur. Benimsediğimiz yaklaşım doğrultusunda projeyi tipik bir kentsel kesit olarak ele alarak (tipik olmayan konumuna rağmen) ilk etapta, zeminden zemine yüksekliği 5 metreye kadar ulaşabilen zemin katlara ticari fonksiyonlar yerleştirdik, üst katları ise konut olarak kullanıma ayırdık. Bu yaklaşım, sokak seviyesindeki fonksiyonların, olası yaşam/iş amaçlı daire benzeri birimlerin arazi kesitinden aşağı doğru uzanarak güneydeki bireysel bahçelere bağlandığı esnek bir yapıya sahip olabileceği ve aynı zamanda otoyoldan çok yüksek görünürlüğe sahip showroom ya da ofis tipi ticari kullanımlar için imkan tanıyabileceği anlamına geliyordu. Ne var ki bu düşünce, yukarıdaki katlarda lüks rezidanslar oluşturma isteğiyle ters düşüyordu.

Tek seferde 40 metrenin aşılmasını yasaklayan, azami blok sayısına ilişkin planlama kuralları ve bloklar arasında asgari 8m’lik mesafe gerekmesinden dolayı tasarımda doğal olarak ‘nokta blok’ tipi bir format benimsenmek zorunda kalınmıştır. Bu planlama düzenlemesi genel olarak hem binaların hem de kentin, burada sorgulamak istediğimiz ve mümkün mertebe kırmak istediğimiz tekrarlı bir tipolojiye bürünmesine yol açmaktadır. Söz konusu nokta blok tipi yapılar Türkiye’nin kentsel peyzaj tasarımından kullanılan standart yaklaşım olmakla beraber Avcı Architects olarak bu yaklaşımın fazla basit olduğuna ve mimarlarla müteahhitler tarafından bir arazinin gerçek potansiyelini ortaya çıkarılmasına izin vermediğine inanmaktayız. Dolayısıyla bu projede asimetriler yaratarak ve blokları arazinin sınırlarına ideal formatta uyacak biçimde şekillendirerek esasen bu standarda uymuyormuş gibi görünen üç nokta bloklar yaratmayı amaçladık.

Kentsel blokların formlarına ilişkin olarak belediyeler tarafından şart koşulan diğer standart direktif ise, bir binanın bütün olarak azami yüksekliğinin varsayılan bir eğimli çatının saçaklarına kadar olduğu varsayımıdır. Bazı durumlarda plan notları, baş vurulabilecek tek çözümün eğimli çatı olduğunu dikte ederken, aynı kurallar diğer projelerde, tıpkı bizim örneğimizde olduğu gibi, varsayılan çatı zarfının ana hatları içinde kalmak şartıyla “teras” tipi bir çatı konstrüksiyonu uygulanmasına izin vermektedir.

Dolayısıyla tasarımımız en nihayetinde söz konusu kuralları yerine getirmekte, ama buna karşın zemin seviyesinde bir dizi bağlantı kubbesi vasıtasıyla bloklar arasında görsel bir bağlantı yaratarak ve aynı zamanda hem manzaradan hem güneşin yöneliminden azami fayda sağlayacak şekilde arazideki eğimle beraber kademeli olarak alçalan bir dizi basamak oluşturarak, şöyle bir bakıldığında sanki bu kurallardan apayrı bir tasarımmış gibi bir izlenim yaratması sağlanmıştır. Nokta bloklar, plan formları itibariyle, asimetrik olacak şekilde tasarlanmış daireler ise düşey yönde birbirini tekrar etmeyecek tipte oluşturulmuş ve bu sayede binanın, zemin kattan çatı katına kadar birbirini tek tip tekrar eden dairelerden oluşan üç ayrı bina yerine basamaklar halinde yükselen uzun bir bütünmüş gibi izlenim yaratması sağlanmıştır. Dairelerin her biri, bolca “yaşam” alanı sağlayacak şekilde tasarlanarak kuzeydeki Boğaz manzarası ile güneydeki Çubuklu orman manzarasının azami seviyeye çıkarılması amaçlanmıştır. Burada, bu dış mekanların iç yaşam alanlarının bir nevi uzantısı olarak işlev görecek kadar büyük bir derinliğe ve uzunluğa sahip olması amaçlanarak içerisi ve dışarısı arasındaki sınır çizgisi adeta silikleştirilerek dış mekanların üstün kalitesiyle bu dairelerde sürülen yaşamların zenginleştirilmesi ve gerek manzarayla gerek çevredeki doğal ortamla yakın bir ilişki tesis edilmesi hedeflenmiştir.

İŞVEREN

Özel

SEKTÖR

Konut

YER

Beykoz, İstanbul

YIL

2016

Göklerdeki enerji

1.Demir çubuklar toprak altından geçen sabit ısıyı değerlendiriyor.
2.Sıcaklığını yitiren hava klima kanallarına ulaşıyor, koşullara göre gerekiyorsa daha da soğutuluyor.
3.Betonarme döşemeler içine gömülü kanallardan geçen hava beton kütleyi de soğutarak soğuk kirişlere ulaşıyor.
4.Soğuk kiriş ortamdaki ihtiyaca bağlı olarak havayı daha da soğutarak iç ortama bırakıyor.
5.Binanın dış kabuğunu oluşturan gölgeleme elemanları sayesinde ısı kazanımı minimize ediliyor.
6.Çatıda ayrıca güneş panelleri yer alıyor.

Enerji etkin tasarımda solar kontrol, baş edilmesi gereken mimari zorlukların en önemlileri arasında yer almakta olup binaların başlıca görsel karakteristikleri çoğu kez, bu zorluğun nasıl üstesinden gelindiğine göre şekillenmektedir. Mimarın üstesinden gelmek zorunda olduğu en büyük zorluk ise her zaman, yaz aylarında güneş ışınlarının cam yüzeylere temasını mümkün mertebe azaltırken, ısıtma gerektiren mevsimlerde yükseltmeye çalışmaktır.
Arazinin güney ve batı taraflarının maruz kaldığı aşırı güneş ışınlarının etkisini azaltmak için cam cepheler kenardan en az 60 cm geri çekilerek yerleştirildi ve buralara, güneş ışığından ihtiyaç duyulan miktarda kazanım sağlamak üzere mekanik olarak çalışan kayar tip güneş kırıcılar uygulandı. Bu karar, binanın ısıtma ve soğutma yüklerini optimize etmek açısından son derece kritik bir karardır; çünkü kış, ilkbahar ve sonbahar aylarında güneşten azami fayda sağlarken yaz aylarında her istendiğinde güneş ışınlarını tamamen bloke edebilmek gerekmektedir. Yani normal koşullarda ilave ısıtma kaynaklarına ihtiyaç duyulan aylarda güneş ışınlarından elde edilen kazanımlar maksimum düzeye çıkarılmakta, soğutma gerektiren aylarda ise minimum düzeye indirilmektedir. Bu tip kontrol düzeneklerinden doğan maliyet, 7 ila 8 yıl içinde kendi kendini amorti etmekte, dolayısıyla da bu yatırımın yapılmasına gerçekten değmektedir.

Ne var ki güney tarafında bulunan otoyolun yarattığı ses ve toz bu dış terasların kullanımını zorlaştırmakta olup bu nedenle, bir yandan güneş ışınlarının kontrolü sağlanırken diğer yandan otoyolun yarattığı sesin bu dış teraslarda azaltılması gerektiğine ve bunun da güneş kırıcı düzeneklere hem güneş ışınlarını kırıcı hem sesi azaltıcı özellikler kazandırarak mümkün olduğuna inanmaktayız. Okalux, güneş ışınlarını kontrol etmek üzere içine metal örgü uygulanan sandviç tipi cam konstrüksiyonların üretimini yapan bir Alman firmasıdır. Çift katmanlı camın metal örüyle kombinasyonu sayesinde hem güneş kırıcı etki hem ses kontrolü sağlanabilmekte olup bu malzemenin Türkiye pazarına yeni giren eşsiz bir malzeme olduğuna inanmaktayız. Ayrıca bu malzemenin, Türk cam firmalarının elinde bulunan mevcut kaynaklar kullanılarak kolayca üretimini yapmak da mümkündür.

Yapı sınırlarını zorlamak

İstanbul’da binaların yapısal tasarımında karşılaşılan en kısıtlayıcı faktörlerden bir tanesi, muhtemel deprem tehlikesi olup bu nedenden ötürü, bu kısıtlayıcı kriterler mimariyi de şekillendirdiğinden dolayı binalar birbirine çok benzer görünümlere sahip olma eğilimindedir. Ancak bu noktada da bina cephelerinde büyük kolonlarla desteklenen elemanlar kullanarak ve bunların gövdesinde büyük boşluklar ve açık alanlar oluşturarak bu tipolojiyi kırmak için azami gayret gösterdik. Alman yapı mühendislerimiz bu zorluğun üstesinden mükemmel bir şekilde geldi ve bu formların azami düzeyde uygulanmasını mümkün kıldı. Türkiye’de sürdürülebilirliği pekiştirmek için başvurulabilecek diğer başlıca alanlardan bir tanesinin, yapı mühendislerinin beton ve çelik kullanılan durumlarda daha minimal fikirler geliştirilmesi konusuna daha fazla kafa yormalarını sağlamak olduğuna inanıyoruz. Zira bu gibi yapısal girdilerin çoğu kez, mimarinin sınırlarını zorlayan ve binaların monoton görünümünden kaçınan yapılar tasarlamak için eşsiz bir fırsat olarak görülmek yerine tasarımı sınırlayıcı bir unsur olarak görüldüğünü düşünüyoruz.

Dolayısıyla bu tasarımı diğerlerinden farklı kılan en önemli özellik, yapının minimalize edilmesi, binanın aydınlık ve sofistike ifadesinin ise maksimize edilmesi konusunda ısrarcı bir tutum benimsenmiş olmasıdır. Tasarımda benimsenen yaklaşımımız uyarınca cepheler, yüzeysel cephe oyunları şeklinde hayata geçirilmek yerine, daha fazla gerçek dış mekanlar oluşturma ve cepheye daha fazla derinlik katmak adına mümkün olduğu kadar çok modüle etme yönündeki gerçek holistik arzularımız doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bunun sonucunda ise başka hiçbir apartman projesine benzemeyen bir apartman binası projesi ortaya çıkmıştır.

Ayaklarımızın altındaki enerji

İstanbul’daki binaların çoğu bir şekilde büyük yamaçlar üzerine kuruludur ve otopark ihtiyacı, mekanik gereksinimler ve rezidans binaların olmazsa olmaz spor amaçlı havuz bileşeni kazı işleri yapılmasını zorunlu kılmakta ve bina kütlesinin yeraltında kalan kısmı çoğu kez, yerüstünde kalan kütleden daha büyük olmaktadır. Bu durum özellikle Türkiye’de, belirli bir kazı derinliğinin altındaki zemin sıcaklıkları her zaman coğrafi lokasyonun yıllık ortalama sıcaklıkları ile aynı seviyede olduğu için büyük bir fırsat olmakla beraber bu fırsat çoğu projede göz ardı edilmektedir. İstanbul’da bu ortalama zemin sıcaklığı 14.1 santigrat derecedir. Örneğin Ankara’da ise 11.7 santigrat derecedir. Dolayısıyla hemen ayağımızın altında muazzam bir soğutma kaynağı bulunmakta olup otopark ve benzeri için yeraltında kazı yaptığımızda bu kazıdan aynı zamanda enerji kullanımı için de faydalanmamız en mantıklı seçenek olacaktır.
Mühendisimiz tarafından getirilen öneri, binanın kesintisiz temel döşemeleri altına, su taşıyan elastik plastik borulardan meydana gelen ve doğanın bize sunduğu bu doğal soğutma kaynağını taşıyarak mekanik sistemlere ulaştırıp bu soğurma kaynağını binadaki soğutma ihtiyacını karşılamak için kullanılmasına izin veren bir ağ döşenmesi yönünde oldu. Bu şekilde, son derece iyi güneş ışını kontrolü ile birleştirildiğinde binada hiçbir ilave yapay soğutmaya ihtiyaç duyulmayacaktı.
Çok uzak olmayan gelecekte Türkiye’deki binalar, aynı Avrupa’da olduğu gibi sıfır karbon üreten yapılar şeklinde inşa edilmek zorunda olacak. Bu ise ancak ve ancak, elimizde bulunan bütün kaynakları enerji ikmal denklemine dahil edildiği takdirde mümkün olacak.

ÇİZİMLER

EKİP

Mimari Ekip

İşveren:
-Özel

Mimari:
AVCI ARCHITECTS

Tasarım Ekibi:
Selçuk Avcı, Koray Tokdemir, Arda Can Buze,Hande Yarımbıyık, Mehtap Kocaman, Yasemin Cihangir, Serhat Aksu

İç Mimari:
AVCI ARCHITECTS

Diğer Danışmanlar

Peyzaj Tasarımı:
Sahara Peyzaj

Ana Yüklenici Firma:
– Özel

Statik Proje:
Werner Sobek

MEkanik Proje
Werner Sobek

Elektrik Proje:
Werner Sobek

Altyapı Projeleri:
Sigal Mühendislik

Yangın Güvenliği:
Yanmadan

Akustik Projeleri:
MEA Akustik

Yönlendirme Tasarımı:
AVCI ARCHITECTS

Yapım Türü:
Betonarme Karkas

Related Projects